25 Ocak 2013

Ya bir sonraki level, ya game over...




Kadın erkek meseleleri kadar anlaşılmayan bir mesele yok. Ne kadar ortada bir sorun yok gibi gözükse de mutlaka bir yerde, bir sorun vardır. Günümüzde çözülemeyen Israil - Türkiye sorunu bile bu meselelerin yanında solda sıfır. Işin temeline inelim. Kadının sözlük anlamı kaynaklarda; Erişkin dişi insan, erkek veya adam karşıtı, Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri olan, Hizmetçi bayan, haseki sultan gibi tanımlarla anlatılırken, aynı kaynakta erkek; Yetişkin adam, bay, kadın karşıtı, Sözüne güvenilir, mert, Sert, kolay bükülmez olarak tanımlanıyor. Iki tanımda da ortak tek kelime "karşı". Yani bu yüzyıllardır birbirine bağlı, birbiri için yaratılmış ırklar, temelde birbirine karşı...

Benim takıldığım bir diğer yanda "sözüne güvenilir" kısmı... Istisnaları konuşan bir kaynak değil bu belli, yüzeysel bakıyor. Ben sözüne güvenilmeyen bir çok erkek tanıyorum. Demek ki erkek değiller ?!?! Bende feminist hareketin başlaması an meselesidir. Sözüne güvenilir gibi  bir tanım özellikle yazılacaksa bu kadının karşısına yazılmalıdır.


Neyse gelelim şu meselelere... 

3 çift ilişki var. Birinci kadın sever, ikincisinde erkek sever ki, üçüncü ise en güzeli; karşılıklı. Sonuncusu her insanın başına kolay kolay gelmez, bulunca kaybetmemek lazım ama bana sorarsanız genelde ilk iki maddeden daha kısa ömürlüdür. Kadın-erkek meseleleri platonik ilişkiler yüzünden oluyor, iki taraf birbirini sevse sorun yok, şartlar eşit, sen beni sev ben seni seviyim; win win. Platonik olunca hırs, inat hepsi burda, e bunların olduğu yerde de illa ki "mesele" olacak arkadaş. Çünkü platonik ilişkilerde bir elde edememişlik var. Dediğim gibi olaya hırs, iddia, inat ve bunlar gibi tüm kötü özelliklerimizi sokmuşuz. "Dönüşü yok, benim olucak!" cümlesi beynimiz de çalkalanıp duruyor. O da seni sevse belki bu kadar sevmiceksin, ama sevmiyor ya... O ne kadar sevmezse sen o kadar daha seversin. Hatta bu yüzden evliliğin de aşkı öldürdüğünü düşünüyorum. Istisnalar tabi ki var yok değil. Yani günümüzde bu böyle yoksa eskilere sözüm yok, saygıyla eğiliyorum.  Hala sokakta 70'lik genç aşıkları görüyorum. El ele tutuşmuşlar. Hırsları, tripleri yok akılları birbirinde. Dizginler bende, sende muhabbetlerini aşmışlar. Işlerine bakıyorlar, aşklarını yaşıyorlar. Akıllılar. Ama günümüzde bu böyle değil, "yüzüğü taktım artık benim." Yeni ufuklara yelken açalım hissi. "Biraz ego tazeliyelim."  



Herkes bir ego kurbanı. "Biliyomusun Fatma beni seviyor nfcldkfnla", "Of sürekli mesaj atıyor", "nfckljadsn sürekli çiçek gönderiyor." falan... Derdimiz ne bizim? Kaale alıyorsun ki takılmış aklına. Yoksa insan oğlu öyle bir yaratık ki işine gelmeyeni saniyesinde siler kafasından "DELETE". Yani bende böyledir. Birine böyle bir şey söyleme gereksinimi duyuyorsam, fazlasıyla takmışımdır. Hatta kendi kendime "beni seviyor,beni seviyor" gibi saçma cümleler bile kurarım. Ha takmıyorsam, güzel çenemi yoramam. Hadi bunların hepsini unut, sen seviyorsun çocuk da biraz naz yaptı yelkenleri suya indirdi... Sen seni seviyorum dedin veya belli ettin, o da çıktı bir hafta olmaz, hazır değilim, bilmem ne bıdı bıdı yaptı sonra geldi "bende seni" dedi. Demesin "bende seni" demesinde "seviyorum" desin. Ne olacak? Malesef elde edince ne olur onu kimse bilemiyor, ya bir sonraki sonraki level, ya da game over. Ya elde edersin biter, ya da seversin gider.



Ben şuan kendimi hiç bir kategoriye koyamıyorum. En acınası durum bende ki heralde. Ait olamama hissi. Akılda bir isim var, ama öyle bir tip ki kalbe koysan kaçıcak yer arıyor sanki. Hiç bir yere ait değil, bıraktım bir kalp - bir akıl dolaşıp duruyor. Dert ne? Sorun ne bilmiyorum? O bir sonraki mesele. 



Aslında ne saçma. Yeryüzünün en gelişmiş varlıkları hırs ve ego kurbanı. Kimse hayatını yaşamaya, kendi olmaya, keyfini çıkarmaya çalışmıyor. Bu anlamda hepimiz biraz satanistiz. Acı çekesimiz var. Normal giden bir şeyi ne yapıp edip baş aşağı çeviriyoruz. Ben bu konu da hatayı biraz da kızlarda buluyorum. İlgi çekmek için trip atıp, okyanustaki en büyük sorunu çıkarıyoruz. Bunun sebebini bir şeyleri bilmek ve  ispatlanması için yaptığımızı düşünüyorum. "Bakalım ne yapıcak", "sarılır belki özür diler", "onu değil seni seviyorum dese" gibi beynimizden geçen o ilgi isteği ve birazda merak yüzünden olay "çekemicem tribini, sen yoluna ben yoluma" aşamasına gelince de yastığa sarılıp ağlıyoruz. Sonuç yine aynı. Bu sefer ya hırs yaparsın "umrum değil" diyip yoluna devam edersin ki bu yine biraz zor bir ihtimal çünkü aklında "sen nasıl beni terk edersin" sorusu var, ya da dönüp yalvarırsın "ne olur affet". E sen zaten özür dilesin diye trip atmadın mı, sen niye af diliyosun???  Halimiz harap. En iyisi vurdum duymaz olmak, karşındakini ne kadar az takarsan o kadar kazanırsın. Yine egom konuştu. Nerde burda sevgi? Bizi bu hale düşürenler utansın.



Kızların sorunu ilgi, merak...Peki ya erkeklerin sorunu?

  "Ben yapamıyorum"

Nasıl bir cümle bu? Nasıl bir sorun? Neyi yapamıyorsun? 


Sanırsın diyalog şu...


(İlişkinin başında)
-Kadın: Mert bana 70 katlı bir gökdelen yapabilir misin?
-Erkek: Yaparım tabi hayatım.
(Çalışmalar başlar, temel atma törenleri, beton, sıva, tuğla, taş toprak...)

3 ay sonra...


Erkek: Zeynep ben yapamıyorum. Olmuyor. Sorun sende değil bende. dksajdlasfds. Çimento bozuk çıktı, usta istifa etti, belediye izin vermedi, sıva olmadı, çatı akmadı, boya tutmadı.


Sonuç: Harc bitti yapı paydos.






Bu erkekler kadınların ne beklediğini sanıyor anlamıyorum. "Sen hayatına devam et ama bende yanında durayım" olayımız bu. Temelde istediğimizde bu. Arada görüşelim sinemaya gidelim, yemek yiyelim sonra sen bak keyfine ben bakıyım keyfine. Hediyeymiş, sürprizmiş, çiçek böcek böyle şeyler beklemez kadınlar. Alırsanız siz kazanırsınız, karşılığını görürsünüz ama onlar beklemezler. Zaten bunları bekleyen kadınlar, bekleyen değer gelmezse çıldırır, çünkü hayal kırıklığı yaşamıştır, sonunda bir çiçek veya bir hediye yüzünden yalnız kalır. Çünkü kalmaya mahkumdur. Erkekler kadınlar gibi değil bunu unutmamak lazım. Başta da söylediğim gibi "karşıyız" bu yüzden bir çekim var iki ırk arasında. İki tarafta düşünceli veya duygusal olursa bu ilişkiden ne beklenir ki? Bir tarafın hep ağır basması lazım. Sen düşünceli ol ben romantik. Bir kadın istisnai bir durum yoksa hiç bir erkekten hayatını değiştirmesini istemez çünkü kendi hayatı değişsin de istemez. Sen yürü ben senin yanında yürürüm. Çift şeritli otoban gibi... Bazen hızlan, ben arkadan geliyim. Bazen ben gidiyim sen beni takip et. Bazen bağımsız gidelim ama mola için birleşelim.

Bu açıklamalar hiç bir zaman sorunun sende mi bende mi olduğunu anlamamıza yardımcı olmaz. Sadece erkekler kendilerinden çok fazla şey beklenildiğini düşünüyor. Korkuyor. Çekiniyor. Bahaneler buluyor ve çekip gidiyor. Aslında egosu tam da o an yerlere düşüyor. Başlarken tüm egosuyla ağırdan sattığı kalbi, sonunda gururuyla beraber ayaklar altında kalıyor. "yapamıyorum" Daha kendini aşağılayan bir söz var mı dünya da. Yapamıyorum. Nerde egon? Sen mükemmel değil miydin ben mi öyle sandım?... O zaman sorun sende değil bende...