26 Ocak 2013

Klavye Efendileri



Tahmin ettiğimden daha zormuş aşkları yazmak, hem yazım aşaması, hemde sonrası... Herkesden telefonlar almaya başladım; herkes O ismin peşinde. Cevap hazır; yok öyle biri öylesine yazdım. Amaç dikkat çekmek, merak uyandırmak mı? Klasik kız tribi? Doğru mu değil mi artık orasına da siz karar verin... Yazarken çevremde  veya hayatımdan örnek vermemeye çalışıyorum ama ister istemez bazı ufak tüyolar ortaya çıkmıyor değil. Hepimiz sonuçta bir dönem "yapamıyorum", "sorun sende değil bende" sözlerini duymuşuzdur. Aslında hayatımda olan biri veya olmayan bir aday adayı bu yazdıklarımı okurken ne hisseder, ne düşünür bilmiyorum. Açıkcası pek de umursamıyorum. Sonuçta ben buyum, sende benim gözümde busun. Aslında benim hoşuma giderdi.  Birinin beni anlatmasını iyi yönlerimi kötü yönlerimi başkasından duymak isterdim. Bazı yerlerde "acaba benden mi bahsediyor?", "bu ben değildim kim ki anlattığı?" tribi de beyimi yer dururdu.

Zaten günümüzde bu sosyal medyada sürekli yaptığımız bir şey değil mi? Twitter'a yazılan her şey kırk kez okunur, mesajın yerine "cuk" oturması için gereken tüm "keywordler" itinayla seçilir. Geçmiş anılar süzgeçten geçer, en ham haliyle Twitter'a konur. Başkası değil ancak karşıdaki anlar tweetin ne anlama geldiğini. Yani birini saçmalarken görürseniz, bilin ki vermek istediği önemli mesajlar var. Atıyorum bir sabah tüm şansızlıkla uyanmış, taksi bulamamış, yağmur yağmış, ıslanmış, sokakta kalmış falan ama o gün akşama doğru sevdiği  aramış, buluşmuşlar kadın/erkek tüm talihsizlikleri anlatmış, gülmüşler falan her şey çok  güzel. Ertesi gün atmış tweeti "her günüm şanssız geçsin ;) " falan. Bir kişi hariç geri kalan tüm takipçilerden "kafayı yemiş" darbesi yerken sadece bir kişi çıkıp yazıyoor...


Kalbiniz çarptı dimi? Ben bile yazarken bir hoş oldum. Yazıyoor... aşkı bambaşka. Kalbin durduğu, elin ayağın titrediği, ışıklar sönmesin diye sürekli ekrana ve tuşlara dokunduğumuz bir an... Tarifsiz. En yüksek Roller Coaster da yok böyle heyecan. Denemedim ama iddialıyım daha heyecan verici değildir. Tabii ki Zeynep, Fatma, Ali falan yazıyoorr... dese öyle bir heyecan yok, spesifik bir isim olması lazım. Allah var annem yazıyoor... dese yine bir heyecan yaparım. Çünkü annem şuana kadar bir mesaj attı onu da çözmek için NASA'dan yardım istedik. Neyse yazıyoor... duasına yine gelicem, o çok derin mevzu.
Peki, çocuk da anlamadı, aptal mı bu kız durumuna geldi. O zaman ne olur? Kız başlar başka bir anıyla tweetler atmaya. Kaçışı yok "yazıcak" Amaç dikkat çekmek. Nasıl aciziz belli değil! İş bir tweet, iki tweet, üç tweet, dört giderken... artık iş daha açığa çıkmaya başlar son tweet direk hedefe, tam onikiyedir. Ama hala şaibeli. "Cuma akşamı 23:00 " Net. Çocuk yine anlamazsa zaten bırak gitsin, dönerse döversin...





Online. Başka bir challenge. Kafada tilkiler benim profilime mi bakıyor? Başkasıyla mı konuşuyor? Deli işi çıkamazsın işinden sorman lazım "kimle konuşuyorsun?" şanslıysan cevap alırsın. Ama aldığın cevap ne kadar hoşuna gider onu bilemem. "Ayşe" aldın mı cevabını? Cevap ver bakalım, veremezsin. Yıkılırsın. Okur cevap vermez yine yıkılırsın. En iyisi bırak ne yaparsa yapsın. Last seen... kafasında da olmadım hiç. Okumuş okumamış beni bağlamaz. Ben söyleyeceğimi söyledim, rahatladım, sakinim. Şimdi onlar düşünsün...
Her mesaja cevap vermek diye bir şey olduğunu  düşünmüyorum, bazı mesajlar cevap beklenmeden atılır. "Bil istedim." yatar temelinde, nezaketen atarsın ama atmayanlara da sözüm yok. Zaten öyle anlar var ki gerçekten sözün bitti yer oluyor. O aşamadan sonra da yapacak pek bir şey kalmıyor. Bırakıyorsun.


Anlayacağınız bu devirde saklanmak zor. Sosyal medya çıktı mertlik bozuldu. Eskisi gibi geçip karşısına bağırmak, çağırmak kalmadı. Hepimiz klavye efendisiyiz. Bıdı bıdı, tık. Send. Kaçmak istersen de kaçamıyorsun. Ya Whatsapp sizi açık ediyor ya Twitter... Okuduğun, yazdığın her şey piyasa da. Düşünmeden ortaya attığın bir yazıyı, bir sözü saçma sapan biri üzerine alınıyor. Şaşırıyorsun. Hangi lafın nereye gideceğini iyice ölçüp tartmak lazım. Ben bizzat hiç alınmıyorum diyenlere bile inanmıyorum. Kendinizden bir yan görünce bir de alınasınız varsa eğer ister istemez "bana yazmış" düşüncesi sarıyor tüm beyni. Kaçarı yok. Algıda seçicilik bu; psikolojide başlı başına bir konu. Hoşunuza gitsin, gitmesin sonuçta o söz yer ediyor bir yerde günü gelince hesabı sorulmak üzere... Bu yazı da bile belki de çoğu şeyi üzerine alınanlar çıkacak. Başta da söylediğim gibi bunlar herkesin başına gelen şeyler. Benim tarafımdan bir açıklama, bir itiraf  içermiyor. Yazdıklarım benim sözlerim, düşündüklerim sizin düşünceleriniz...