Beklemek... Neyi, kimi, ne için beklemek? Ya beklediğine değecek, ya da değmeyecek. Beklediğin gelecek mi? belki de gelmeyecek, gelemeyecek. Sen yine de bekleyecek misin?
Peki bekleten? Döndüğünde bulabilecek mi? O riski alıp bekletebiliyorsa... Bıraktığıyla bulduğu aynı olur mu insanın. Günler değişirken, zaman koşup giderken değişmeyen ne kalıyor bugün? Sen mi? Ben mi? Hiçbirimiz dünde, bugünde kalmıyoruz, kalamıyoruz. Her sabah uyandığımızda hayatımıza ya yeni bir şey ekleniyor, ya da bir şey yitiriliyor. Ya bir gün o yitirilenler en çok beklediğimiz ve beklettiğimiz olursa? Ya bekleten bekletmeyi bıraktığında bekleyeni bulamazsa? Zaman unutmak için en iyi ilaç derler, ya o ilaç bekleten kişiyi unutturursa?
Beklemek sabır getirirken, zaman götürür. Bu yüzden nefret ederiz ya beklemekten. Neyi beklediğimizi bile bilmeyiz bazen, yarın ola hayrola deriz. Yarın da beklediğin gelmez, sonraki yarınlara bakarsın. Beklersin... Bir süre sonra hiç bir şey beklemeden, neyi beklediğini bilmeden yarınları beklersin. Senelerin geçer. Beklersin. Sonunda kaybettiklerini beklersin. Geri gelsin istersin. Gelmezler, gelemezler. Sen beklersin ama zaman senle beklemez. Kaybetmişsindir.
Hayatın da en çok neyi beklersin veya bekledin. Bekleme. Doğru olan her şey seni doğru olduğu anda bulur. Olması gerektiği zaman. Onun olmasını, gelmesini bekleme. Şu zamana kadar beklediğin hangi şey gelmesi gerektiği zaman gelmiş ki bu hayatta. Hemen gelseydi beklemezdin zaten. En güzel şeyler hiç beklemediğin anlarda gelir. Bana hayatımda hep öyle oldu. Bu da belki hayatın bize "sürpriz!!" deme biçimi. Bu yüzden hiç beklemem, bekleyemem...
Hem bir insanı neden beklersiniz ki? Doğru zaman için mi? Bu konuda ben biraz kaderciyim veya her şeyin bir sebebi olduğuna inanıyorum. Karşılaşmanız gereken insanla hayat sizi elbet karşılaştırıyor, belki bir çok kez gördünüz, tanışıyorsunuz, hatta belki de hep yan yanaydınız. Karşınızda duruyordu ve görmediğiniz, işte o gördüğünüz an sizin için doğru zaman. Bu yüzden hem ilk görüşte aşka inanıyorum, hem inanmıyorum. Doğru zaman onla mutlu olduğunuz her an, yanında olduğun, ikinizin beraber eğlenebildiği o zaman, doğru zaman. Yarının ne getireceğini bilmediğimiz bir hayatın içinde doğru zamanın arkasından "çok yanlış zamanın" gelmeyeceğini nasıl bilebiliriz? "Carpe Diem" bu hayatta yapabileceğiniz en güzel şey her halde. Yapabilene. Tabi ki anı yaşamak demek zil zurna sarhoş ol, sabahlara kadar dans et, aklına gelen tüm çılgınlıkları yap gibi bir şey değil. Belki bana göre uç nokta gelen bu an, bazılarının her hafta sonu yaptığı bir şey. Benim hayatımda "anı yaşamak" o anın getirdiği extra mutluluğu yaşarken, yarının bundan minimum derecede etkilenmesini sağlamak. Bir nevi "şuan olabildiğince mutlu ol, ama bu mutluluk yarınına kötü yansımasın". Çünkü elbet o sarhoşluğun baş ağrısını da çekeceğin sabaha uyanacaksın, o zaman da anı yaşayabilecek misin? Yaşayamasın.
Aşk da kaçımız anı yaşadık acaba? Beraberken aşkın mutluluğunu doya doya yaşayıp, mutsuzluğundan şikayetçi olmadık mı hepimiz. Adil mi bu, tabii ki değil. Aşkı istiyorsan her şeyiyle kabul etmek zorundasın. Mutlu günlerin hesabını ne kadar soramıyorsan, üzüntülerinin de hesabını soramazsın, sormamalısın. Bunun için adı aşk, bu yüzden hala kimse bir türlü tanımını açıklayamıyor ya zaten. Kimse acı çekeceğini bile bile körü körüne sevmeyi açıklayamıyor. Aşkta anı yaşamak ne kadar doğru bilemiyorum. Tek bildiğimiz aşkı yaşayacaksanız her şeyiyle, anı yaşayacaksanız da onu en iyi şekilde yaşamaya bakın...

