Bu aralar herkes bir moda yazarı, herkesin kafasından, kaleminden ayrı bir şey çıkıyor. Evet, bu güzel birşey; yeni görüşler, yeni yorumlar, farklı görsellerle kendimizi geliştiriyoruz fakat bu bilgiler ne kadar geçerli?
Tasarımların üzerine yazı karakterleriyle hikayesi yazılmadığı müddetçe, ki böyle bir şey hiç görmedim, defilelerde hikaye veya ruh; kumaş, kalıp, dikim, yürüyüş ve müzik ile izleyenlere aktarılır. Hiç çıkış noktasını, en başta hazırlanan mood board'u veya temasını bilerek bir defileyi yorumlamayı denediniz mi? O zaman gerçekten her defile bir anlam, bir amaç ve bir ruh kazanıyor. Kumaşlar rengini, duruşunu, dokusunu anca o zaman kendiliğinden anlatmaya başlıyor. Ve bu sahip olduğunuz görme yeteneğiyle beraber muhteşem bir yorum kazanıyor. Öyle ki geçen senelerde Istanbul Moda Haftasında bir tasarımcının defilesini izlerken kendimi ağlamaklı bir halde yakaladım. O derece sizi büyülüyor ve içine çekebiliyor. Çoğuna göre ( özellikle magazin programlarındaki) yorumlar "siyah kazak, kırmızı pantalon, şahane takılar" oluyor, peki neden? O pantalon neden kırmızı, neden siyahla kombinlenmiş merak etmediniz mi? Veya bu renkler nerden geliyor, kim seçiyorda moda oluyor sorgulamadınız mı? Halbuki herşey birebir hayatın bir parçası, hepsinin bir nedeni var. Mesela; 20'lerde savaş sonrası kıtlıktan dolayı etekler kısalmış, veya denim kumaşı ağır işçiler, tarlada, madende çalışanlar için üretilmiş gibi daha binlerce neden-sonuç ilişkisi. Bunu sadece "baktığınız" şekilde yorumlamak ne kadar doğru? Moda kimilerine göre basit, herkesin rahatça yer alabileceği bir sektör olarak algılanıyor, aslında altında çok daha derin detayları barındırıyor.
Artık öyle bir zamana geldik ki herkes tasarımcı, herkes blogger, herkes fotoğrafçı. Bunun yanında bu işi hakkıyla yapanların ellerinden öpüyorum. Tanıdığım, bildiğim çok iyi bloggerlar var. Ben ve çoğu moda yazarı arkadaşımda artık "blogger" olarak adlandırılmaktan rahatsızlık duyar olduk. Sanki küçümsenilen bir iş yapıyoruz hissi oluşturuyor artık üstümüzde. Blogum var diyince "kimin yok ki" cevabı yapışıyor suratımıza. Moda yazarı veya editörü olarak anılmak bu işin hakkını verdiğinizi, birikiminiz olduğunu hissettiriyor. Hatta bu yüzden ben internet sayfama sadece moda yazmaktan vazgeçip yaşam tarzı, aşk, sağlık, yemek, güzellik hakkında yazmaya başladım.
Neden mi?
Herkes moda yazıyor. Yemek tarifi yazan modacı ise bugünlerde pek yok.


