30 Ekim 2012
Kadınların Şehr-i Istanbul'u
Üsküdar' da feraceleriyle yürüyen nazik, kibar, zarif kadınlar... Mesafeli aynı zamanda içten, süslü ve gösterişli fakat abartısız, kapalı ancak sanatsal duruşu olan kadınlardı O'nlar. Yürürken taşıdıkları şemsiyeleri süt tenlerini güneşten korumakla kalmayıp, çevirmeye başladıklarında yürüyüş edalarına cilve katardı. Hele düşürdükleri o ipek mendilleri, o zamanlar o mendilin peşinde kim bilir kaç Istanbul beyefendisi koşardı. Kimbilir kaçı, kaçırdığı için o mendili, yaslara bürünüp şiire vurup kendini aşık olmuş, Kanlıca' da dolaşmıştı kör kütük.
Peki ya 1923'den itibaren Pera'da yaşananlar, Pera Palas'ın Patisserie'sinde dantel perdeler, gümüş şekerlikler ve nadide porselen takımların arasında yudumlanan çaylar ve yenen fransız pastaları. Istanbul kadınları'nın Fransa'dan etkilendiği dönemlerdi bunlar, şapka ve kılık kıyafete gelen devriminde etkisiyle zarif Istanbul kadınları açmıştı başındaki ipek örtüsünü, fransız dantelli elbisesinin içinde,dağıtmıştı saçlarını Haliç'e doğru. Dağılan saçlarını, ya o zamanın ustasının elinden çıkmış taşlı tarak tokalar ya da Galata Liman'ından aldıkları fransız şapkalar toplardı. Yürüdüklerinde arkalarından gelirdi gül, zambak, leylak ve lavanta kokuları...
Izmir'in kızları denir hep, ki bende bir Izmir'liyim fakat bende Istanbul kadınının ayrı bir yeri vardır. Büyülü, güçlü gelirler bana hep. Zaman ne olursa şartlar ne olursa olsun, Istanbul kadını her zaman her koşulda zariftir. Oturuş kalkışlarındaki zarafet, kendilerine has şıklıkları vardır, abartısız, doğal, nerde ne söyleyeceğini, nerde ne yapacağını bilen kadınlardır.
Şimdi bir Pera'da Galata'da, Üsküdar'da veya Beykoz'dan geçerseniz yolda durun ya da bir kafede oturursanız etrafına bir bakın, eskilerden kalma bir çiçek kokusu ulaşıyorsa burnunuza O kadınlardan biri yanı başınızda oturuyor demektir...



